Uzaktaki Denizin Mavisi

17. Bölüm “Seneye burada sizi bekliyor olacağız…”

Tahta verandasının gölgesinde oturmuş kitabını okumakta olan Demir Bey, Dart’ın ıslak burnunun eline değmesiyle irkildi. Köpek, Yosun’un getirdiği kırmızı topu adamın ayaklarının dibine koymuş, kendisiyle oynaması için burnuyla dürtüyordu.

Kitabından ayrılmak istemeyen Demir Bey ayağıyla hafifçe vurup ileri doğru yuvarladı topu. Dart bunu oyun davetinin kabulü olarak algıladığı için hemen topu geri getirip diğer hamleleri heyecanla beklemeye başlamıştı bile. Köpeği uzaklaştırmak için yaptığı birkaç başarısız girişimden sonra adam kitabı okumasının imkansızlığını kabullenip bu kez eliyle daha kuvvetlice attı. Dart çok sevdiği sahibini de tamamıyla oyuna dahil etmekten memnun bu defa çok daha hızlı koşup geri getirdi uzaktaki topu.

Yaşlı adamın ve köpeğin yeni arkadaşları geldiklerinde her ikisini de hâlâ oynarlarken buldular. Dart dili dışarda neşeyle koştururken, adam nefes, nefese ama keyifli, ona ayak uydurmuştu.

Çocukları gören Demir Bey şakayla azarladı Yosun’u.

“Ah Yosun ah! Ne işler açtın başıma, topun keyfini aldı ya beş dakika kitap okutmadı bana.”

Sahte kızgınlığı bir yana hâlâ topu atmaya devam ediyordu.

Dart’ın susamasını fırsat bilen adam çocukların yanına geldi ve Enis’e usulca fısıldayarak topu uzattı.

“Şunu bir yerlere saklasana… biz çalışırken bu topla rahat bırakmaz bizi Dart, işimiz bitene kadar dursun şu top bir yerlerde!”

Enis topu koyacak uygun bir yerler ararken Demir Bey de “E? Başlayalım mı, yoksa biraz dinlenmek mi isterseniz önce?” diye sordu.

Çocukların hepsi de işe başlamayı tercih ettiler, sonrasında dinlenmek daha keyifli olacaktı.  

Demir Bey’in talimatlarına uyarak çalışmaya başlayan çocuklar yine yaşlı adamın yaptığı iş bölümüne uyguluyorlardı. Adam her birine, onları zorlamayacak şekilde görev dağılımı yapmıştı.

Buna göre en hafif işler Enes ve Yosun’a düşmüştü. Enes kendinden istenen aletleri vermekle görevliyken, Yosun tahtaları gerekli ölçülerde işaretleyip, kesmek için hazır hale getiriyordu. Ömer ve Enis tahtaları taşıyıp, yerlerine yerleştiriyorlardı.

Demir Bey’e gelince… o her işi yapıyordu! Yarım bekleyen serayı tamamlamak için yaşlı adam beklediği bahaneyi bulmuş gibiydi.

Çalışırlarken bir yandan cep telefonuna bağladıkları küçük hoparlörden müzik dinliyorlar, arada da şarkıları mırıldanıyorlardı. Aşağı yukarı üç saat geçmişti çalışmaya başladıklarına ve Demir Bey saati söyleyene kadar hiçbiri bunun farkına varmamıştı.

“Dinlenme vakti gelmedi mi sizce de?” diye terini silerek sordu Demir Bey. “Sizi bilmem ama benim bir kahve molasına ihtiyacım var. Size de buz gibi meyve suyu var dolapta.”

“Biraz daha devam edebiliriz” dedi Ömer, gerçekten de her zaman olduğu gibi hiçbir yorulma emaresi yoktu oğlanda ancak Demir Bey “Yok Ömer bugünlük yeter bu kadar, dinlenelim artık.” dedi.

Çocuklar aletleri toplarlarken adam da içeriden kahve ve meyve sularını getirmek için gitti. Çınar ağacının altındaki masada toplandıklarında, hepsinin üzerinde tatlı bir yorgunluk vardı… Ömer hariç!

“En fazla iki günlük daha iş var burada, sonra naylonlarını gereriz. Siz bana yardım etmeyi teklif etmeseydiniz, bu serayı bitirebileceğimi hiç düşünmemiştim. Teşekkür ederim…”

“Olur mu hiç öyle şey” diye atladı Yosun “Her gün aynı şeyleri yapmaktan sıkılmıştık biz de Demir Bey, bizim için de değişiklik oluyor, hem Dart da var!”

Gülerek Dart’a sarıldı Yosun, arkadaşları da kızı onaylarken Demir Bey oldukça ciddi bir ses tonuyla konuştu.

“Yalnız benim bir sorunum var…”

Çocuklar bir anda donup kaldılar, ne hata yaptıklarını düşündükleri öyle belliydi ki!

Adam “Şu Demir Bey’i kaldırıp, Demir Amca deseniz nasıl olur?” diye gülerek devam edince hepsi rahatlayıp, neşeyle kahkaha attılar.

İçeceklerini yudumlarken yaşlı adam hepsinin dikkatini çekecek kadar yumuşak belki biraz da hüzünlü bir sesle sordu.

“Okullarınız ne zaman açılıyor bakalım gençler?”

Çocuklar birbirlerine baktılar, yaşlı adam sorana kadar bunu hiç düşünmemişlerdi. Hep birlikte vakit geçirmeye o kadar alışmışlardı ki hayat onlara bu yaz tatilinden ibaret gibi gelmeye başlamıştı. Oysa yaz sonu hepsi de okullarına ve buna hiç benzemeyen hayatlarına geri döneceklerdi.

Bu konuyu tamamen akıllarından çıkarmış olan çocukların üzerine çöken hüzünden ilk sıyrılan Yosun oldu, ya da öyle göstermeye çalışıyordu.

“Üç hafta sonra okullar açılıyor ama biz iki hafta sonra döneriz herhalde. Okul alışverişi filan var ya… ama zaten telefonda hep konuşuruz değil mi? Hem ben eminim seneye yaz da geliriz buraya, çünkü annemle babam da çok sevdiler burayı.”

Kız, arkadaşlarına baktığında yüzlerindeki mutsuzluğu gördü. Oğlanlar omuzları düşmüş, düşünceli ifadelerle karşısında oturuyorlardı. Sorduğu soruyla masaya sinen hüzün adama dokundu. Bunun sorumluluğunu almak istercesine olabildiğince neşeli bir ses tonuyla çocukları canlandırmak istedi.

“Yahu bir soru sordum, hepinizin gemileri battı! Seneye toplanırsınız yine burada, ne üzülüyorsunuz böyle? Hem Yosun’un dediği gibi teknoloji elinizin altında, ne zaman isterseniz konuşur, görüşürsünüz. Hadi bakalım surat asmak yok!”

Ardından konuyu iyice değiştirmek için devam etti “Enis hani bana şu yeni çıkan oltaları gösterecektin internetten, göster bakayım.”

Zorlama bir neşeyle devam eden öğlenden sonra akşam üzerine bağlandığında, Yosun “Demir Be… ay pardon, Demir Amca” eliyle ağzını kapatmıştı gülerek kız.

“Demir Amca bugün siz bizi bırakmayın, yürüyerek ormandan gidelim eve, hava çok güzel.” dedi.

Demir Bey tereddüt etse de diğer çocukların da ısrarıyla kabul etti. Birkaç gün sonrası için çalışma saatini de ayarladıktan sonra çocuklar gitmek üzere kalktılar. Yosun Dart’ın yumuşak tüylerle kaplı, büyük ve güzel kafasını okşayıp, mıncıkladı daha sonra da Demir Bey’in şaşkınlık dolu bakışları altında adama sarıldı kız.

“Sizi de çok özleyeceğim Demir Amca.”

Adam yavaşça kızın omuzlarına dokunup, “Ben de sizi, hepinizi çok özleyeceğim Yosun ama bu işi bu kadar dramatize etmenin de bir anlamı yok değil mi? Hayat devam ettiği sürece kaybettiklerimizin yokluğuna alışmak zorunda kalıyoruz. Kural bu…”

 Yeniden kendini toparlayıp, daha neşeli bir tınıyla devam eden Demir Bey “Hem seneye biz de sizi burada bekliyor olacağız değil mi Dart?” dedi, bir yandan da Dart’ın tüylerini okşuyordu.

Ömer hafifçe Yosun’un koluna dokundu “Hadi Yosun…”

Ormandan eve doğru yürürlerken hepsi de kendi düşüncelerine dalmıştı. Beraber yürüyorlardı ancak konuşmuyorlardı.

Çünkü ihtiyaçları sadece birlikte yürümekti.

Scroll to Top