Uzaktaki Denizin Mavisi

15.Bölüm “Ah senin bir hikayen de var demek ki!”

Saat tam 11’de Yosunların bahçe kapısına gelen Ömer bisikletini bahçe kapısına dayayıp içeri girdi. Onun annesi de Demir Bey için börek yapmış ve bir kutuya koymuştu. Börek kutusunu da alıp evin kapısına doğru bahçeden yürürken zili çalmasına fırsat bırakmayan Yosun kapıyı açmıştı bile. Kızının ardından gülümseyerek Füsun da göründü.

“Günaydın Ömercim nasılsın? Cezanız bitmedi ama hadi neyse bakalım…”

“Gerçekten çok üzgünüm Füsun Teyze, bütün aksilikler bizi buldu o gün inanın…” dedi Ömer hâlâ o günün üzüntüsüyle.

“E işte bu yüzden siz çocuksunuz, biz de yetişkin! Aklınıza eseni yapıveriyorsunuz düşünmeden… neyse çok şükür, kimseye bir şey olmadı.”

Yosun sıkıntıyla araya girdi, annesinin Ömer’i daha fazla sıkıştırmasını önlemek istiyordu.

“Anne kaç kere söyledim, benim ayağıma batan kestane yüzünden geç kalıp fırtınaya yakalandık diye ya! Ömer ne yapsın!”

“Aman tamam hadi, git pastanı al da gel mutfaktan sen…”

“Annem de börek yapmış Demir Bey için” dedi Ömer hâlâ Füsun’a karşı mahcup.

“Ellerine sağlık anneciğinin… kim bilir ne güzel olmuştur! Ah ne üzüldü o kadıncağız da o gece, ah, ah, ah!”

Yosun elinde pasta geri gelmişti. Söylenmekte olan annesine yeniden, “Anne bak gerçekten yeter artık! Hiç kimse o gece fırtınaya yakalanalım diye özel bir çaba göstermedi!” dedi kız. “Uzatma artık ne olur! Ömer’i de üzüyorsun hem!”

 “Tamam, tamam demiyorum bir şey, bir gün anne baba olun anlarsanız ama! Olan bize oldu o gece, ben onu bilirim!”

“Off…hadi çıkalım Ömer!”

Evin arka tarafındaki patikadan ormanın girişine varan çocuklar o koyu yeşil serinliğe geldiklerinde, nemli toprak ve bitki örtüsünün kendine has kokusunu aldılar. Fırtına gecesi gözlerine o denli korkunç görünen orman, dalların arasından süzülen güneş ışıkları, ara sıra duydukları ormana özgü kuş sesleri ve taze serinliğiyle yeniden her zamanki haline bürünmüştü. Şelalenin arkasından Demir Bey’in kulübesine doğru ilerlerken, günışığında her şey çok farklıydı.

Ahşap kulübe göründüğünde artık Ömer de Yosun da yorulmuşlardı.

Dart kulübenin önünde oturuyordu, çocukları görür görmez ayağa kalktı ancak bu sefer hırlamadı, tanımıştı onları.

Ömer, “Bence seslenelim Demir Bey’e, sakin görünüyor ama yine de içeri sokacağını düşünmüyorum bizi” dedi.

“Haklısın, seslensek daha iyi olur…”

“Merhaba, kimse yok mu? Demir Bey!” diye bağırdı kız.

Ardından Ömer de “Demir Bey!” diye seslendi bir kez ve Demir Bey kulübenin kapısında belirdi.

Adamın yüzünde bariz bir şaşkınlık vardı. Sanki “Ne işiniz var burada? Dönüp gidin evinize, misafir filan istemiyorum!” demek istiyordu ama terbiyesi el vermiyordu bunları yüksek sesle söylemeye. Çocukların gelmesini çok anlamsız, hatta yersiz bulmuş gibiydi. O gece onları fırtınadan koruyup eve almış, sonra da kasabaya kadar kamyonetiyle bırakmıştı. Daha ne istiyor olabilirdi ki bu veletler!

Yosun yaşlı adamın bir şey söylemesine fırsat vermeden elindeki pasta kutusunu Demir Bey’in gözüne sokarcasına uzattı, sevimli ve heyecanlı görünüyordu.

“Size pasta yaptım!”

Ömer’in elindeki börek kutusunu da aceleyle gösterip ilave etti. Buraya gelmelerinin ne denli geçerli sebepleri olduğunu iyice göstermek istiyordu.

“Ömer’in annesi de size börek yolladı!”

Beyaz saçlı, uzun boylu adam sessizce boynunu ovuşturdu.

Aslında çocuklara, “Ben misafir, teşekkür, etrafımda çoluk, çocuk filan istemiyorum, evinize dönseniz bana en büyük teşekkür!” demek istese de ellerini kot pantolonunun ceplerine sokup, hafifçe omuzlarını silkti ve “Gelin bakalım…” demekle yetindi.

Demir Bey’in onları geri çevirmesini engelleyen ne pasta ne de bir kutu börekti. Çocukların ona bakan gözlerinde gördüğü hayranlık, telaş hatta biraz da korkuydu…

Yaşlı adamın ardından içeri giren çocuklar ellerindeki kutuları mutfaktaki tahta masanın üzerine bırakıp daha önce oturdukları o rahat kanepeye geçtiler.

“Annelerinize teşekkür edin benim için lütfen, hiç gerek yoktu böyle şeylere…” dedi adam.

Çocukların yüzlerine bakmadan konuşan Demir Bey’in sesindeki sıkıntı hissediliyordu.

“Pastaya ben de yardım ettim, üstündeki süslerin hepsini kendim yaptım…”

Kız kelimeler ağzından dökülür dökülmez kendini öylesine çocuksu hatta aptal hissetti ki hemen sustu.

Adam kızın utandığını anlamıştı, belli belirsiz alaycı bir gülümseme belirdi kırışık yüzünde.

“Aferin sana!”

Bunun üzerine Yosun oturduğu yere daha fazla gömülerek iyiden iyiye kızardı.

 “Soğuk gazoz olması lazım içer misiniz? Ya da çay?”

Adamın sesi hâlâ mesafeli ama nazikti her zamanki gibi.

Yosun ve Ömer bir ağızdan “Gazoz!” diye cevap verdiler.

Demir Bey mutfaktan gazozları getirmeye giderken Ömer yavaşça Yosun’u dürttü.

“Neden beş yaşındaymışız gibi davrandığımız hakkında bir fikrin var mı acaba?”

Oğlanın yüzündeki gerçek şaşkınlık Yosun’u güldürdü, sesine hâkim olmaya çalışırken bir yandan da omuzları sessiz kahkahalarla sarsılıyordu.

Demir Bey elinde üç tane gazoz şişesiyle geldiğinde şişeleri sehpanın üzerine bırakıp mutfağa geri döndü.

Yosun yaşlı adamın yokluğundan faydalanarak fırtına gecesi loş salonda rahatça inceleyemediği sehpanın üzerindeki fotoğraflara göz ucuyla baktı. Çerçevelerden birinde Demir Bey ve ufak bir oğlan çocuğu ellerinde koca balıklar, üzerlerinde yağmurluklar ve lastik çizmelerle poz vermişlerdi, her ikisi de sırılsıklamdı ve yüzlerine yayılan mutlu birer gülümseme vardı.

Yosun Demir Bey’i böyle gülerken görebileceğini hiç düşünmemişti, yaşlı adamın en fazla ağız kenarlarının oynadığını görmüştü şimdiye kadar.

Yavaşça çerçeveyi eline alan Yosun’u gören Ömer “Delirdin mi, ne yapıyorsun sen?” diyen yüz ve el hareketleri yaptı, bir yandan gözü Demir Bey’deydi. Adamın özel hayatına bunca burun sokarken yakalanmaları hiç de hoş olmazdı!

 Fotoğrafa yakından bakan kız, alt sağ köşede siyah mürekkeple “Can 1974, Londra” yazılı olduğunu gördü.

Demir Bey üç tabak ve çatal bıçaklarla döndüğünde Yosun’u elinde tuttuğu çerçeveyle buldu. Ömer Yosun’u uyarmaya fırsat bulamamış, adam her zamanki çevik hareketleriyle çarçabuk dönmüştü mutfaktan.

Utançla yerinde sıçrayan Yosun aceleyle çerçeveyi yerine bıraktı. Yüzü kıpkırmızı kesilmişti aniden.

“Oğlum, Can.” dedi adam tabakları odun sehpaya bırakırken.

Yosun ve Ömer Demir Bey’in sesinde hissettikleri yoğun hatta ağır duyguya çok şaşırdılar. Demek bu sert görünümlü, aksi, kimselerle beraber olamayan adam da insanmış ve duyguları bile varmış diye düşündü Ömer.

Adam kutuları açıp tabaklara Ömer’in annesinin yaptığı böreklerden koydu.

“Böreklerinizi yedikten sonra pastayı keseyim isterseniz…”

Sanki kendi kendine konuşuyor gibiydi.

Demir Bey sessizce tüm dikkatini dünyanın en önemli işini yapıyormuşçasına tabağındaki böreğe vermişti ama aslında yemiyordu böreği, tabağında oradan oraya iteliyor, sadece yiyor gibi yapıyordu. Sanki kafasının içinde tonlarca düşünce var gibiydi.

Yosun bu rahatsız edici sessizliği bozmak için elinden geldiğince neşeyle, “Ömer, Güneş Teyze yine nefis yapmış böreği” dedi ve Demir Bey’e dönüp onay almak istercesine baktı. Adam huzursuz hareketlerle yerinde kımıldandı.

Yaşlı adam, “Ya evet gerçekten çok lezzetli, lütfen teşekkürlerimi iletmeyi unutmayın…” dedi. “Yemediğime bakmayın, beğenmediğimden değil, öğlen yemek yemeyi bırakalı uzun zaman oldu, o yüzden.”

Yosun şaşkınlıkla “Nasıl yani öğlen hiç mi yemiyorsunuz?” diye sordu.

“Yalnız yaşayınca böyle oluyor galiba… sabah kalktığımda bir kahve, bir, iki lokma bir şey… sonra akşama kadar yemem. Siz yapmayın tabii böyle şeyler, benim daha fazla büyüyecek halim yok artık da ondan” derken yarım ağız güldü adam.

Demir Bey’in hem düzensiz yaşamını açık etmiş olmaktan hem de çocuklara kendisiyle ilgili gereğinden fazla bilgi vermiş olmaktan iyice huzuru kaçmıştı sanki.

Ömer sessizce oturmuş adamın her hareketini ve sözünü dikkatle izlerken, Yosun’un onunla sohbet etme çabasını anlamsız buluyordu, sonuçta Demir Bey’in kendisini rahatsız hissettiği açıkça belliydi. Ömer’e kalsa hemen kalkıp eve dönerdi ama kızın dinmek bilmeyen merakı yüzünden hâlâ oturuyorlardı işte!

Yosun Ömer’in aklından neler geçtiğinin farkındaydı ama buna rağmen Demir Bey’e döndü ve “Oğlunuz nerede?” sordu. Kız meraklı görünmemeye çalışıyordu ama kesinlikle başarılı değildi bu konuda.

Yosun’un sorusu üzerine Ömer’in gözleri fal taşı gibi açıldı. Bu kadarı da fazlaydı artık!

Demir Bey her iki çocuğu da şaşırtacak kadar yumuşak bir sesle konuştu.

“Can İngiltere’de… Londra’da yaşıyor. Görüşmüyoruz oğlumla…”

Kabullenmesi çok zor olanı uzun süre önce sindirmiş bir adamın ifadesiyle konuşmuştu adam. Sanki artık bunu her söylediğinde hissettiği acıya da alışmıştı.

Yosun aldığı cevapla sarsılmıştı. Sadece “Hmm…” demekle yetindi ve önüne baktı.

Yaşlı adam sesindeki hüznü tecrübeyle bastırıp, yüzüne belli belirsiz bir gülümseme yerleştirdi.

“E? Pasta zamanı herhalde değil mi? Bakalım Yosun Hanım’ın pastası nasıl olmuş?”

Ayağa kalkıp, mutfağa doğru giderken torunlarının da üç aşağı beş yukarı bu çocuklarla aynı yaşlarda olacaklarını geçiriyordu içinden.

Yosun yerinden kalkıp Demir Bey’in ardından mutfağa gitti.

“Ben de yardım edeyim size…”

İlk defa yaşlı adamın yalnızlığı içine dokunmuştu çünkü onun hayalindeki Demir Bey o sert görünümünün hakkını veren, dimdik, bu hayatı kendi seçmiş bir adamdı. Oysa şimdi adamın yalnızlığının bir sebebi olduğunu öğrenmişti.

Mutfağa yanlarına gelen Dart hafifçe kuyruğunu sallayarak Demir Bey’e baktı. Açık ağzından gelen sıcak nefesi Yosun’un bacaklarına değiyordu. Kızın tedirginliğini hisseden yaşlı adam, “Merak etmeyin, Dart sizlere hiçbir şey yapmaz ne zaman ve kime ne yapılacağını çok iyi bilir” dedi.

“Ömer bir parça börek Dart’a versem annen alınmaz değil mi?”

Yumuşak bir sesle seslenmişti Demir Bey.

Ömer omuzlarını silkerek “Yok canım, aksine çok hoşuna gider, annemin de kedileri var, onlara yaptığını bize bile yapmıyor annem.” diye cevapladı.

Kızın köpeğe bakan gözlerindeki sevgiyi gören adam, “Sen vermek ister misin Dart’a?” diye sordu.

Adamın sorusuna karşılık Yosun heyecanla “Evet!” diye bağırdı ama sonra yine tedirgin, iri köpeğe ve açık ağzından görünen büyük, beyaz dişlere baktı. Kızın hâlâ çekimser olduğunu gören adam, “Vermek zorunda değilsin elbette ama sana bir şey yapmayacağını garanti ederim” dedi.

Adamın sesindeki güven veren ton Yosun’un korkusunu aldı ve kız bir parça böreği alıp Dart’a doğru uzattı. O koca çoban köpeği, elinden böreği o kadar nazikçe aldı ki kız hem şaşkınlık hem de mutlulukla çığlık attı. Elinde köpeğin sıcak dilini ve dişlerinin yumuşakça avucuna değişini hissetmişti.

“Sevsem kızar mı?”

Ömer de yanlarına gelmiş, bu dev gibi asil görünümlü köpeğe hayran hayran bakıyordu.

“Hayır hiçbir şey yapmaz, sevebilirsiniz…”

Pasta yemeyi akıllarından tamamen çıkarmış olan Ömer ve Yosun uzun, kürk gibi tüylerini okşarlarken, Dart kımıldamadan, bu ilginin sebebini anlamasa da tadını çıkartıyordu.

Yosun ellerini Dart’ın yumuşacık boyun tüylerine daldırmış mıncıklarken, gözlerini bu güzel köpekten ayırmadan sordu.

“Dart ne demek? Bir anlamı var mı?”

Demir Bey ilk defa tam anlamıyla gülümsedi.

“Üç Silahşörler ve D’artagnan’ı okumuşsunuzdur herhalde…” dedi aksine ihtimal vermeden.

 Çocukların “Evet” anlamında başlarını sallamaları üzerine devam etti.

“İşte o benim çocukken en sevdiğim romandı ve tabii en sevdiğim karakter de D’artagnan… bir gün köpeğim olduğunda koyacağım isme daha o zaman karar vermiştim! Ama sonra çağırırken çok uzun gelmeye başladı ve zamanla böyle kısalıp Dart olarak kaldı…”

“Ah! Senin bir hikayen de var demek ki!”

Yosun hâlâ köpeği mıncıklamaya devam ediyordu.

Mutfaktaki tahta masaya dayanmış çocukları seyreden Demir Bey evinde bu alışık olmadığı hareketliliğin kendisini mutlu mu, yoksa rahatsız mı ettiğinin ayrımına varmaya çalışıyordu…

Ömer Yosun’un karşı koymasına yer vermeyecek bir tonla, “Yosun istersen Dart’ı ve Demir Bey’i daha fazla rahatsız etmeyi bırakıp eve dönelim. Evden merak etmeye başlamışlardır bile…” dediğinde kız neredeyse 2 saattir burada olduklarının farkında bile değildi.

Burnuna kocaman diliyle dokunan Dart’ı başından öpen Yosun bir kez daha koca köpeğin kulaklarını okşadı.

“Üzgünüm tatlı kuzum ama gitmek zorundayım artık. Keşke seninle yaz başında tanışsaydık Dart…”

Kızın sesindeki üzüntü öylesine belliydi ki Demir Bey kendisini bile şaşırtan bir şey yaptı o anda.

“Daha yazın sonuna zaman var, neden yine gelip oynamıyorsunuz Dart’la? Hem belli ki o da hoşlandı etrafında sizin gibi gençler olmasından…”

“Gelmemizi mi istiyorsunuz yeniden?”

Kız nerdeyse haykırmıştı. Ömer ise ağzını bir şeyler söylemek için açtı ama ne söylese olmayacaktı, en iyisi hiç konuşmamaktı.

“Dart bu ilgiden hoşnut görünüyor, isterseniz gelirsiniz. Siz bilirsiniz…”

Yosun yaşlı adamın her an fikir değiştirmesinden korkarak “Gelmez miyiz? Tabii geliriz, Enis ve Enes de gelebilirler mi?” diye alelacele konuştu.

Davetine belki de çoktan pişman olan Demir Bey, “Gelebilirler tabii, niye olmasın?” dedi ama artık sesi sadece kısa bir süre duyabildikleri o sevecen tondan uzaklaşmıştı.

Ömer Yosun’u çekiştirdi.

“Hadi…”

Çocuklar çıkmak üzere kapıya geldiklerinde yaşlı adam sadece kendisinin duyabileceği kadar alçak bir sesle “Pastanızı yemediniz daha…” dedi ve gerçekten de bunu ne Ömer duydu ne de Yosun.

Çocuklar ormanın içine doğru kaybolurlarken, yaşlı adam ahşap kulübenin kapısına dayanmış, arkalarından bakıyordu. Dart ise yerde, yattığı yerin serinliğinden hoşnut, gözlerini kapatmıştı bile…

Scroll to Top
Send this to a friend