Uzaktaki Denizin Mavisi

Bölüm 11 “Bu kadar önemli olan ne?”

Enis “Fahrettin Dede yapacak başka bir şey var mı? Varsa eğer sorun değil söyleyin hemen halledeyim!” dedi o bilmiş tavırlarıyla.

“Yok Eniscim yok! Daha ne olsun, her şeyi bitirdin, bana yapacak bir şey kalmadı, Erkan’ın çengel bulmacalarını bitireceğim şimdi, ama aramızda kalsın!” diye cevaplarken gülüyordu yaşlı adam.

Enis vedalaşıp sokağa çıktığında, sıcak yüzünü yakmış hatta gözlerinin içini bile kurutmuştu. Yosunların evine kadar olan mesafe gözünde büyüse de yürümeye başlayan Enis sadece merakından gidiyordu aslında!

Şu Demir Bey ve köpeği Dart bu kadar ilgisini çekmese hayatta bu sıcakta onca yol yürüyüp gitmezdi de! Merak işte…

Kan ter içinde Yosunlara geldiğinde kızı verandanın gölgesinde kocaman buzlu bir kâse dolusu kiraz yerken buldu.

“Öldüm be öldüm buraya kadar! Oturmuş kiraz yiyorsun… sen niye gelmedin kasabaya da ben yürüdüm bu kadar yolu!”

Kız, “Ya ben sabah annemle kaç saat yürüdüm biliyor musun sen? Hem azıcık centilmenliğin kimseye zarara olmaz yani!” diyerek hafifçe azarladı oğlanı.

Yosun buz küplerinin arasında üzerleri buğulanmış, kıpkırmızı kirazlarla dolu cam kâseyi Enis’e uzattı.

“Yesene çok güzel, buz gibi… hem serinlersin. Su da getireyim mi sana?”

Huysuzca kiraz kasesini kendi önüne çeken Enis, su istemedi.

“Hı? Ne anlatacaktın sen? Bu kadar önemli olan ne?”

Bir yandan da ağzına soğuk kirazlardan ikişer, üçer atıp, aynı anda hepsinin çekirdeğini çıkarmayı başarıyordu.

Yosun sabah annesiyle gittiği orman yürüyüşünü anlatmaya başladı Enis’e, hiçbir detayı atlamadan tek, tek söyledi her şeyi, bir yandan da anlattıklarını eksiksiz olarak kendi aklına da iyice yerleştiriyordu.

“…sonra biz dinlenirken kayalarda, yaprakların üzerinde birisinin veya bir hayvanın yürüdüğünü duyduk. Yavaş yavaş ilerleyerek geliyordu… gölgelerin içinden ayı mı çıkacak acaba diye korktum bir an… oysaki Dart’mış gelen! Bize öyle bir bakıyordu ki! Gözlerini görmen lazımdı, sanki her an üzerimize atlayacak gibiydi! Fakat Demir Bey’in ıslığını duyunca hemen geri dönüp, kayboldu…”

“İyi de ıslığı Demir Bey’in çaldığını nereden biliyorsun ki? Sonuçta adamı görmedin değil mi?”

“Canım Allah, Allah!” diye çıkıştı Yosun. “Kim olabilir ki başka? Sadece ıslık çalmadı ki köpeğe adıyla da seslendi! Hem Ömer demedi mi, adam köpeğiyle ormanda yalnız yaşıyor diye? Üstelik Dart sahibinden başka kimsenin sözünü dinleyecek bir köpeğe benzemiyor!”

 Duraksayan Yosun, o an fark etmişçesine “Ömer demişken, o niye cevap vermedi ki mesajıma?” diye düşünceli bir sesle sordu. Cep telefonunu bir kez daha kontrol eden Yosun, oğlandan hâlâ cevap gelmediğini gördü.

“Erkan Amcayla yoğundur onlar şimdi, duymamıştır bile mesajı…” dedi Enis umursamaz tavırlarla kiraz yemeye devam ederken. Huysuz bir sesle devam eden oğlan, “Bir de şunun cevabını merak ediyorum, cevap verirsen eğer… tamam Dart’ı gördün, göl, orman filan çok güzel de bu kadar yolu bana bunları söylemek için mi yürüttün? Mesajda da yazabilirdin, illa beş yüz kilometre (!!) yürümem gerekmiyordu yani bunları öğrenmek için!”

Yosun oğlanın huysuzluğunu kafasına takmadan, sesine esrarengiz bir hava vererek Enis’in kulağına doğru eğildi ve usulca, “Bence Demir Bey o göle çok yakın yaşıyor.” diye fısıldadı.

“E? Yani?”

“Bağırmadan konuşsana be! Annemler duymasın şimdi!”

“E? Yani?”

Bu defa fısıldamıştı oğlan.

“Bence bir gün hep beraber o taraflara doğru bir yürüyüş yapabiliriz diye düşünüyorum hem göle de girebiliriz… yanımıza biraz yiyecek, su filan alırız, yüzeriz, Demir Bey’in evine bakınırız, sonra da döneriz…”

Hâlâ alçak, zor duyulur bir sesle konuşuyordu kız.

“Hmm…” dedi Enis kafasını kaşıyarak.

“Aslında adamı merak etmiyor değilim, çünkü kesin bir bit yeniği var adamda… o gün de söyledim size ya kanun kaçağı ya da artık emekli olmuş bir gizli servis ajanı diye! Ama yine de gidip adamın evini bulmak filan, biraz fazla değil mi? Hem ya bizi görüp yakalarsa ne olacak?”

“Sen şuna kısaca korktum desene ejderhaların baş düşmanı, yenilmezlerin en kahramanı, savaşçı Enis!” hâlâ fısıldıyordu Yosun ama bu kez sesinde hem öfke hem de Enis’i çileden çıkartacak alaycı bir ton vardı.

“Ne alaka?!” dedi Enis “Sadece gerçekçi oluyorum!”

“A ne güzel, ilk defa seni gerçekçi görüyorum, o da buna denk geldi!” dedi Yosun, kız hâlâ öfkeliydi.

“Aman tamam Yosun ya! Boşu boşuna kavga etmeyelim şimdi. Ömer’le de konuşalım, o da isterse gideriz.”

“Yarın konuşuruz o zaman Ömer’le… sen bana destek çıkacaksın ama Enis! Ömer’i biliyorsun, o kesin itiraz edecek…”

“Tamam Yosun ya… destek olurum, hem bana göre hava hoş, öyle bir korkum filan da yok… gidilecekse ben hazırım.”

Enis gururla çenesini havaya kaldırmış öyle konuşuyordu, Yosun’un onu korkaklıkla suçlamasına basbayağı bozulmuştu.

Yosun sevimli, sevimli gülümsedi.

“Kızma Enis ya, merak ediyorum işte! Senin korkak olmadığını da çok iyi biliyorum.”

Kızın yumuşayan ses tonundaki özrü hissetmişti Enis.

“Anlaştık, hadi ben gider o zaman…”

Enis az sayıda kalmış kirazları da cebine doldurarak oradan ayrıldı.

Yosun oğlanın arkasından bakarken onun kirazları cebine doldurarak gitmesine gülmek yerine, yüzünde ciddi bir ifadeyle en kısa zamanda ormandaki küçük göle dönmeyi düşünüyordu.

Akşam yemeğinden sonra annesi ve babası bahçede kahvelerini içerlerken, Yosun da Gizem ve Ayda ile mesajlaşmaya başladı.

Kızlar ona yeni aldıkları kıyafetlerin fotoğraflarını yolluyorlar, geçenlerde buluştukları bazı sınıf arkadaşlarının en son haberlerini veriyorlardı. Yosun kendi kendine gülümseyerek, artık onlara ne çok anlatacak şeyi olduğunu düşündü ama bunları telefonda değil, tüm heyecanı ile yan yana geldiklerinde anlatmak istiyordu. Mesajlar devam ederken telefonu çalmaya başladı… arayan Ömer’di.

“Alo?”

Ne haber Yosun? Mesajını geç gördüm kusura bakma. Az önce döndük, arayayım dedim.”

“Enis’le, çok yoğun olduğunuzu tahmin ettik zaten sorun değil.”

Eh! Her zamanki şeyler… boş ver şimdi, siz ne yaptınız? Dart’ı gördüm demişsin, anlat bakalım…

Kız heyecanla, “Evet… ormanda gördüm, annemle yürüyüş yapıyorduk, orada karşımıza çıktı. Enis’e de söyledim bugün. Belki bir ara yürüyüş yaparız hep beraber oralara doğru diye konuştuk…” dedi. “Ayrıca çok güzel, küçük bir göl var! Yüzmeye bile gidebiliriz yani…”

Bilmem ki” diye cevapladı Ömer, konu çok da ilgisini çekmemişti. “Bakarız…”

Kısa bir süre daha oradan buradan konuştuktan sonra Ömer esnediğinde, “Çok yorgunum Yosun ben yatmaya gidiyorum.” dedi ve ertesi sabah buluşmak üzere vedalaştılar.

Scroll to Top