Uzaktaki Denizin Mavisi

14.Bölüm “Çikolata soslu, şeftalili pasta…”

Annesi ayağından cımbızla son kalan dikenleri de temizlerken acıyla bağırdı Yosun.

“Oh olsun sana! Hak ettin bunu sen, az bile bu!”

Belki de bininci kez azarlıyordu Füsun kızını.

Yosun fırtınalı günden beri evden çıkmamıştı, geçen bu dört günde arkadaşlarıyla telefonda konuşmuştu sadece. Zaten diğerleri de Yosun gibi cezalılardı. Ömer sadece dükkâna gidiyordu ama oradan ayrılması yasaktı. Enis ve Enes de evden çıkamıyorlardı, zaten babaları da gelmişti onunla vakit geçiriyorlardı çocuklar.

Ayağının altı artık tamamen dikenlerden temizlenmiş olan Yosun, hafif bir sızı olsa da ayağına daha rahat basabiliyordu artık.

“Anne senden bir konuda yardım alabilir miyim?”

En sevimli sesiyle konuşuyordu kız. Annesi kendisinden yardım istenmesini çok severdi ama yetişkinliğe adım atmasına kısa bir süre kalmış, zarif bir genç kıza dönüşmekte olan kızının, kendine hâlâ ihtiyaç duymasını ve yardım istemesini de ayrı bir severdi!

Füsun tek kaşını kaldırıp biraz şüpheyle baktı kızına ama durumdan yine de hoşnut görünüyordu.

“Neymiş o yardım?”

Sesindeki kendini ağırdan satma tonunu Yosun hemen anlamıştı.

“Bence Demir Bey’e teşekkür etmeye gitmeliyiz bizim çocuklarla… eğer bana yardım edersen pasta yapmak istiyorum. Ne dersin?”

Füsun kek, pasta, çörek filan yapmaya bayılırdı hele de Yosun’la birlikte ama birkaç gün önce yaşananlar kadının yumuşamasının önüne geçiyordu.

“Bilemiyorum Yosun. Daha cezan bitmedi biliyorsun, bir hafta cezan var…”

 “Anne ya! Ben gidip denize gireyim, arkadaşlarımla eğleneyim demiyorum ki! Hem sen değil misin hep insan ilişkilerinin ne kadar önemli olduğunu söyleyen? Sence de Demir Bey bir teşekkürü hak etmiyor mu?”

“Hmm… yani… bilemiyorum Yosun.”

Kız annesini can evinden vurmak için, “Adam o kadar bize yardım etti, evine aldı! Bize çay yaptı, karnımızı doyurdu, kasabaya kadar eliyle getirdi!” dedi. “Ayıp yani bir teşekkür etmezsek!”

Füsun hayretle, “Kusura bakma da canavar olmak lazım zaten bunları yapmamak için Yosun! Fırtınada kaybolmuş çocuklara kim yardım etmez ki?!” dedi.

“Gazetelerden insanların kötülüklerini okurken böyle demiyorsun ama! İnsanlık ölmüş diye kim yakınıyor hep?” diyen Yosun suratını asarak oturdu.

“Aman tamam yarın yaparız, asma suratını, Ömer’i, Enis’i de ara da onlar da gelsin seninle, o kadar yolu yalnız gitmeni istemiyorum…”

Füsun çarçabuk indirmişti yelkenleri… iş nezakete, görgü kurallarına geldi mi akan sular durur, hep dikkatli olurdu bu konularda.

“Canım annemsin sen benim ya!”

Annesinin boynuna sarılıp öpmeye başladı Yosun. Sevimli bir şımarıklıkla kıkırdıyordu kız.

“Aaa, tamam Yosun! Zaten hava sıcak, in tepemden…” derken annesinin sesindeki gizli kahkahayı, yine fark etmişti Yosun.

Ömer’e telefon edip annesiyle konuştuklarını ona da anlatmış, oğlanın kendisiyle gelip gelemeyeceğini sormuştu. Şimdi de ondan haber bekliyordu. Çocuk ailesine sorup ona geri dönecekti.

Enis’i de arayıp durumu anlatmıştı kız ama oğlan gelmesinin imkânsız olduğunu söylemiş, bir haftadan önce cezasının bitmesinin mümkün olmadığını anlatmıştı. Annesi neredeyse nefes almalarına bile izin vermiyordu. Genelde rahat tavırları olan babası bile bu defa oldukça sert çıkmıştı oğlanlara.

Elinde kumanda kanallar arasında seyredecek bir şeyler bulmaya çalışırken sıkıntıyla iç çekti Yosun. Yaz başındaki sıkıcı günlere geri dönmüştü sanki.

“Üç gün, sadece üç gün daha… sonra cezam bitiyor!” diye kendine moral veriyordu ama yine de zaman geçmek bilmiyordu.

“Yarın annemle pasta yaparken vakit geçer, öbür gün de Ömer’le Demir Bey’e gideriz, kaldı bir gün…”

Tabii pasta ve Demir Bey planı Ömer’in izin alıp alamayacağına bağlıydı. Ömer kendisiyle gelmezse, annesinin izin vermeyeceğinden adı gibi emindi Yosun.

oğlanın adı çalan telefonun ekranında göründüğünde oturduğu kanepeden yuvarlanarak telefonuna uzandı kız.

“Alo Ömer? Ne oldu? Verdiler mi izin?”

Çok vakit geçirmemek şartıyla evet… aslına bakarsan seni yalnız göndermeye kimsenin içi el vermedi. Babam da ayrıca Demir Bey’e teşekkür etmek konusunda seni çok haklı buldu. Yani sonuçta geliyorum seninle…”

“Ay çok sevindim ya! Yarın ben annemle pastayı yapacağım, sen pazartesi sabah 11 gibi gel, gidelim beraber. Söyledim sana değil mi? Enis gelemiyor, Şule Teyze izin vermiyor…”

Söyledin evet, biliyorum. Tamam o zaman, pazartesi sabah 11’de sizdeyim.”

“Tamam, hadi görüşürüz, iyi bak kendine…”

Yosun mutfağa, annesinin yanına koşarak gitti.

“Anne Ömer aradı benimle geliyor Demir Bey’e!” dedi kız avaz avaza. “Ne pasta yapalım? Meyveli mi olsun yoksa çikolatalı mı yapalım? Hangisini sever sence?”

Kızın sesi sevinç ve heyecanla titriyordu.

“Allah, Allah! Buluruz bir şey canım, ne abartıyorsun! Yaparız güzel bir şey… sen bak bakayım buzdolabına, yumurta az vardı sanki…”

Buzdolabını kontrol eden Yosun, 6 tane yumurta, çok güzel görünen şeftaliler ve kayısılar gördü.

“Şeftalili yapalım mı anne? Çikolata soslu, şeftalili pasta…nasıl olur?”

Kesme tahtası üzerinde rendelediği havuçlara ara vermeden cevap veren Füsun durumla fazla ilgili değildi.

Kadın “Tabii tabii olur…şuradan bana büyük cam kâseyi versene…” diyerek arkasına döndüğündeyse kızının çoktan mutfaktan çıkmış olduğunu gördü.

Yosun elbette Demir Bey’e teşekkür etmek istiyordu ama daha önemlisi yaşlı adama olan merakı katlanarak büyümüştü. Hem artık resmi olarak tanışmış da oldukları için belki biraz sohbet ederlerdi, böylece adamın hikayesini de öğrenebilirdi.

Teşekkür etme amacıyla evine kadar gelip pasta getiren çocukları kapı dışarı edecek hali yoktu herhalde! Aksi ve suratsız görünümlü olabilirdi ama kaba olmadığı kesindi. Kaldı ki Yosun Demir Bey’in aslında çok iyi eğitimli, kültürlü, nazik ve görgülü bir adam olduğuna emindi. Adamın evindeki kitaplar, kendi okulunun kütüphanesindekilerden bile daha çoktu!

Bir yandan bunları düşünürken, bir yandan da internetten pasta tariflerine bakıyordu kız. Değişik, her zaman yaptıkları pastalara benzemeyen bir şey olsun istiyordu….

Scroll to Top
Send this to a friend