Uzaktaki Denizin Mavisi

Bölüm 8 Demir Bey

Ömer için sıradan, Yosun için sıkıcı, Enis ve Enes içinse bilgisayar başında geçecek gibi gözüken yaz, sürpriz bir şekilde bambaşka bir yaza dönüşüvermişti. Dört çocuk zamanlarının çoğunu birlikte geçirmeye başlamışlardı. Önceleri Enis ayak direyecek gibi olup, mesafeli durmaya yeltense de çarçabuk yelkenleri suya indirmişti.

Birlikte geçirebilecekleri zamanı uzatmanın yolu Ömer’in dükkândaki işlerinin çabuk bitmesinden geçiyordu. Bunu bilen çocuklar ona hep beraber yardım ediyorlar, işleri biter bitmez de yüzmeye gidiyorlar, balığa çıkıyorlar, akşamları sahilde ateş yakıp, ateşin başında eğlenceli sohbetler yapıyorlardı. Tuttukları balıkları ateşte pişirip yedikleri bile oluyordu.

Yosunların verandasında sessiz sinema oynadıkları geceler de vardı, hatta bazen oyuna Yosun’un anne ve babası da dahil oluyorlardı. Füsun ve Emir’in tatlı rekabetleri ise onları çok güldürüyordu. Bu temiz, yemyeşil, güvenli sahil kasabası çocuklar için adeta bir lunaparka dönüşmüştü… eğlence hiç bitmiyordu!

Her zamanki gibi çok sıcak bir öğleden sonraydı. Yosun, Ömer’in annesine yapmakta olduğu çikolatalı pasta için yardım ederken Enes ve Enis de Ömer’e dükkânın deposunu düzenlemekte yardımcı oluyorlardı. Hepsinin de amacı bitirilmesi gereken işlerin bir an önce bitmesi ve birlikte o çok sevdikleri koya yüzmeye gitmekti. Yosun nefis kıvamlı çikolata sosunu karıştırırken Ömer’in annesi yanına gelip karıştırma kabına azıcık da tuz ilave etti.

Yosun şaşkınlıkla, “Ama Güneş Teyze bu pasta kreması, neden tuz koydunuz?” diye şaşkınlıkla sorduğunda, “Çikolatalı kremalar veya hamurlar yaparken, içine mutlaka azıcık tuz atmak lazım Yosuncum, tuz kakaonun tadını daha fazla ortaya çıkarır.” dedi, sonra da “Sosun kabını boşalttıktan sonra dibini sıyırabilirsin istersen…” diye göz kırptı.

Enis, Ömer ve Yosunla her gün bir araya geliyor ve itiraf etmeye çok taraftar olmasa da bunu seviyordu.  

Ömer yeni eğlenceler bulmakta uzmandı!

Enis hayatında ilk defa balığa çıkmıştı mesela… Ömer oltaya nasıl yem takılır, hangi balık için ne tür olta kullanılır filan çok iyi biliyordu.

Yosun balık tutmaktan hoşlanmasa da Ömerlerin küçük, kıçtan takma motorlu teknelerinde denize açılmayı sevdiği için onlara katılıyordu.

Enes ise annesinin şartıyla, sadece can yeleği giydiği sürece izinliydi tekneye binmeye.

Örneğin sahilde teneke içinde ateş yakıp etrafında oturmak da çok yeni bir eğlenceydi. Gökyüzünde yıldızlar, gecenin nemli serinliği, ateş başında birbirlerine anlattıkları hikayeler, kimi zaman da ateşte Ömer’in pişirdiği balıklar… hepsini de sevmişti Enis!

Aklı çoğu zaman oyunlarına takılı kalsa da arkadaşlarıyla bir araya geldiğinde unutuveriyordu ejderhaları ve şövalyeleri.

Bu arada en iyi korku hikayelerini de Enis anlatıyordu ateş başında. Öylesine canlı, öylesine gerçekmiş gibi anlatıyordu ki defalarca Yosun, “Aman Enis nasıl uyuyacağım ben şimdi bu gece!” diye yakınmıştı.

Gerçi Enis onun numaradan şikâyet ettiğini çok iyi biliyordu çünkü ne zaman ateş başında otursalar, Yosun hemen, “Eee? Ne hikayelerin var bakalım bu gece Enis? Bu sefer korkmayacağım ama görürsün!” diyordu.

Enes’e gelince abisi, Yosun ve Ömer’le yaptığı her şey eğlenceliydi onun için, ayrıca iki kardeşin didişmeleri de daha az oluyordu hep birlikte olduklarında.

Enis oflaya puflaya kolileri taşıması için Ömer’e yardım ederken, Enes de teker teker meyve suyu ve gazozları yetişebildiği raflara yerleştiriyordu. Ömer bir ara, “Enis siz yorulduysanız geçin dışarıya, ben bitirip gelirim…” dese de oğlanlar bir an önce işlerin bitmesine yardım edip birlikte denize gitmek istiyorlardı.

O sırada Yosun da arka taraftaki mutfağın toparlanmasına yardım ediyordu.

Güneş, “Tamam artık Yosuncum çok yoruldun, sen git artık arkadaşlarının yanına…” diyene kadar da yardım etmeye devam etti kız.

“Yarın görüşürüz Güneş Teyze!” diye seslendikten sonra çiçeklerle bezeli, ağaçların gölgesinde her zaman serin kalan avludan koşarak geçip ön taraftaki dükkâna gelen Yosun, henüz Ömer, Enis ve Enes’in gelmediklerini görünce bir an durakladı.

 “Yosun sen biraz otur, dinlen istersen az sonra gelir seninkiler de… işleri bitmek üzere.”

Ömer’in babası bunları söylerken, Yosun’un eline buz gibi bir şişe meyve suyu da tutuşturmuştu.

Yosun, tahta basamaklarda oturmuş meyve suyunu yudumlarken dükkânın önüne gelip gürültüyle park eden eski arazi aracını hemen hatırladı.

Kızın arabanın ön yolcu koltuğunda oturan devasa boyuttaki çoban köpeğini unutması zaten imkansızdı!

Boz renkli bu koca köpeğin tüyleri yüzünün etrafını çevreliyor, boynundaki deri tasma neredeyse tüylerin arasında görünmüyordu.

Yosun sebebini bilmese de tedirgin olmuştu. Biraz meraklı, biraz ürkmüş gözlerle eski arabayı seyrederken, açılan kapıdan ince, uzun, yaşı olmasına rağmen son derece dinç görünümlü bir adam indi.

Cildi güneşten neredeyse kavrulmuş gibi yanık olan yaşlı adam o kadar sert ifadeliydi ki onu gören ömrü boyunca hiç gülmemiş olduğunu düşünebilirdi. Yüzündeki derin kırışıklar gülmeyen yüzünü daha da ürkütücü yapıyordu. Bembeyaz, uzunca ve arkaya taranmış saçları, kalın, üst dudağını tamamen kapatan gür, beyaz bir bıyığı vardı.

Adam arabadan indikten sonra, önce yan tarafa dolaşıp köpeğinin kapısını açtı, köpek o koca cüssesine rağmen zarif bir hamleyle arabadan indi. Daha sonra yaşlı adam o sert ifadesiyle etrafına bakındı, sanki hiç kimseyi görmeyi ummuyordu. Zaten Yosun’a kalsa bu yaşlı adamı ve dev köpeğini kim görse, görmezlikten gelmeli, hatta yolunu değiştirmeliydi.

Yosun o kadar ürkmüştü ki bu adamla yanındaki tüylü ve kıvrık kuyruklu devden, o an görünmez olmayı diledi. Tahta basamaklarda oturmakta olan kızın yanından ağır adımlarla çıkan yaşlı adam göz ucuyla ona bakıp dükkânın kapısından içeri girdi.

Kız tüm konsantrasyonunu elindeki meyve suyuna vermiş ve elinden geldiği kadar bu ürkütücü adama bakmamaya çalışırken, yanından basamakları çıkan köpeğin sıcak nefesi saçlarına dokunmuştu.

Köpek dükkânın kapısına kadar gitmiş ancak içeri girmemişti. Oturmuş, sanki her an her yerden gelebilecek bir tehlike varmışçasına hazır ve tetikte sahibini bekliyordu.

Koca devin dikkatini çekmemeye uğraşarak hafifçe oturduğu basamakta geriye yaslanıp, yaşlı adamı duymaya çalışan Yosun, adamın gür bir sesle “Sipariş ettiğim olta takımları geldi mi Erkan Bey?” dediğini duydu.

Çoğu kasabalıdan farklı olarak çok düzgün ve temiz bir dille konuşuyordu.

Cevap verirken Erkan’ın sesinde Yosun’u şaşırtan bir tedirginlik ve tutukluk vardı.

“Geldi Demir Bey geldi… gecikmenin kusuruna bakmayın lütfen, bizden kaynaklanmadı…”

Adam cevap vermedi, geçen sessiz, kısa sürede Yosun adamın parayı ödediğini düşündü sonra da aynı gür sesle “İyi günler…” dediğini duydu.

Elindeki artık ısınmış olan şişeye bir kez daha sımsıkı yapışan Yosun, yanından geçip arabasına giden adamın köpeği için kamyonetin kapısını yeniden açışını izledi.

“Atla” komutunu duyan köpek adeta bir aslan gibi arabanın ön koltuğundaki yerini aldı.

Adam gürültülü motoru çalıştırıp kasabanın dışına doğru giderken Yosun onların gözden kayboluşunu seyretti. Bu yaşlı, sert görünümlü adamın kim olduğunu çok merak etmişti. Adam haliyle, tavrıyla kasabadaki kimseye benzemiyordu…

Hâlâ aklı ürkütücü görünümlü yaşlı adamda olan Yosun düşüncelere dalmış otururken koşarak yanına gelen arkadaşlarının ayak sesleriyle irkildi. Başını geriye doğru yatırıp, tersten gördüğü arkadaşlarına seslendi.

“Nerde kaldınız yaa? Bir saattir sizi bekliyorum, üç beş kutuyu yerleştiremediniz tembeller!”

“Haa tabii, tabii! Sanki çok kolaydı yüzlerce koli, binlerce şişe ve kavanoz yerleştirmek!” dedi Enis.

Abartısını gizlemek için de büyük bir ciddiyetle konuşuyor, bir yandan da tişörtüyle yüzünü siliyordu.

“Bizim dükkân da sanki süper market ha!” dedi Ömer gülerken.

“Oğlum alt tarafı on, on beş koliyle elli tane de şişe yerleştirmişizdir! Siz yokken ben tek başıma yapıyorum hep bu işleri, bayılıyorsun abartmaya Enis…”

Enis yediği lafı geçiştirme telaşıyla, “Hadi, hadi…” dedi “Piştim sıcaktan, gidelim artık yüzmeye…”

Çocuklar sahile doğru yola çıkacakken, Ömer’in babası arkalarından seslendi.

“Ömer gel, annen sandviç hazırlamış hepinize… onları alıp öyle gidin, orda yersiniz…”

Scroll to Top
Send this to a friend