Uzaktaki Denizin Mavisi

Bölüm 3 “İki garip kardeş”

Enis son kıyafetlerini de dolaba yerleştirdikten sonra, sözde küçük olmanın verdiği avantajlardan hâlâ yararlanmakta olan kardeşi Enes’e baktı. Annesi, Enes’in kıyafetlerini ve eşyalarını önceden yerleştirdiği için küçük çocuk ahşap zeminde oturmuş, önündeki oyun konsoluna kendini kaptırmış oynamaktaydı.

Aralarındaki altı yaş fark olmasa nerdeyse ikiz gibi birbirlerine benzeyen bu iki çocuk, siyah saçları, tel çerçeveli yuvarlak gözlükleri, tombul gövdeleri ve kırmızı yanaklarıyla çok sevimliydiler. Çekingen yapıları arkadaş edinmelerini zorlaştırıyordu. Okuldan eve, evden okula olan şehir hayatlarında, bilgisayar ve oyun konsolunda oynanan oyunlar iki kardeşin de en büyük eğlencesiydi.

On beş yaşında olan Enis ilerde oyun yazılımcısı olmak istiyordu. En büyük ilgi odağı olan teknolojinin, her türlü nimetlerinden faydalanan Enis, boş zamanlarında da yazılımlar ve cep telefonlarına küçük uygulamalar tasarlamaya çalışırdı.

Avukat olan babası bir arkadaşından bu kasabanın doğal güzelliğini duyduğunda, kiralık yerlere bakınmaya başlamış, müsait olduğunu öğrenir öğrenmez de bu evi tutmuştu.

Onları önceden buraya getirip, iki gün onlarla kaldıktan sonra şehre geri dönen Orhan Bey, adli tatil başlar başlamaz yanlarına yeniden gelecekti.

Oğlanların annesi Şule, sağlıklı yaşam konusuna oldukça takıntılı bir kadındı. Kendisi de oldukça fit bir görünüme sahip olan Şule, zamanının çoğunu sağlıklı yemek tarifleri, yoga ve meditasyon blogları yazarak geçirirdi. Yemek konusunda ne kocası Orhan ne de iki oğluyla başa çıkabilen kadının belki de hayattaki en büyük sorunu buydu! Kadın yaptığı tüm o nefis(!!) yemeklere rağmen evin her köşesinde saklanmış bir gofret, cips paketi veya çikolata bulurdu! Kasabada yazlık tutmak, her ne kadar sosyal hayatını sekteye uğratacak olsa da temiz hava ve deniz fikri çocukların sağlığı açısından çok hoşuna gitmişti Şule’nin.

Bu küçük kasabada geçecek olan yaz Enis’i çok da ilgilendirmiyordu açıkçası. Çünkü her zaman olduğu gibi ister şehirdeki evleri ister bu kasaba evi olsun, Enis tüm zamanını zaten bilgisayar başında geçirmeyi planlıyordu.

Ne kadar annesinin çeşitli işkence(!!) planları olduğuna emin olsa da Enis, olası beş buçuk metrelik köpekbalıkları, çetelerin kol gezdiği bir kasaba hikayeleri veya sokaklarda ateş gibi ısınmış taşların üzerine çöreklenip, avına saldırmak üzere bekleyen dev yılan hikayeleriyle annesini idare edebileceğine emindi. Sadece biraz zaman ve emek gerekiyordu. Daha önce başarmıştı, yine olmaması için hiçbir sebep yoktu!

Bir keresinde, zorla çıkartıldığı sabah koşularından, yüzlerce köpeğin saldırısından canını zor kurtardığını(!!) bahane ederek kendini sıyırmıştı mesela!

Kan ter içinde eve gelip, “Yok anne yok valla!” diyerek kendini kanepeye atmıştı. “Ben her sabah böyle ölümle burun buruna gelemem!!”

Şule’den oğlanlarınkine benzer dertlerle yakınan, kilolu babası da “Aaa! Ama Şule, günah bu çocuğa… hem ne yani? Çocuğun alt tarafı 2-3 kilo fazlası var canım…” diye kendisine arka çıkmıştı.

Bu son derece güvenli olan site bahçesindeki vahşi köpek saldırısına Şule hiç inanmamış olsa da evhamlı yapısı, yine de tahtalara vurup, “Ayy Allah korusun!” dedirtmişti.

Sabah koşuları da böylece kısa bir sürede bitmiş ama Şule, arkadaşlarına cesur oğlunun yüzlerce köpekten nasıl kurtulduğunu, övünerek anlatır olmuştu!

Annesinin seslenişiyle irkilen Enis, “Geliyoruum!” diye bağırdı.

Aşağı indiğinde Şule eline biraz para tutuşturup, “Enes’i de yanına al, gidip iki kutu süt, 10 tane de yumurta alıp gelin…” dedi. “Bizim sokağın sonunda, meydana çıkınca bir dükkân varmış, her şeyi orada bulabilirsiniz dedi ev sahibi.”

Enis önce hafifçe, “Bari yalnız gitsem, Enes’i yanımda sürüklemesem…” diye itiraz edecek gibi olduysa da son derece otoriter olan annesinin gözlerini nasıl açtığını gördüğünde, iç çekerek “Tamam…” dedi.

Sıcaktan yanan sokakta kan, ter içinde yürüyen iki çocuk uzaktan kendilerine doğru gelen uzun boylu, kumral çocuğu fark ettiler. Omzunda havlusu, denizden yeni çıktığı belli olan çocuk, yanık teni ve atletik yapısıyla görüntü olarak Enis ve Enes’ten çok farklıydı. Enis yakınlaştıkça uzun boylu çocuğun kendilerine gülümsediğini fark etti. Hiç üzerine alınmadan yoluna devam eden Enis, diğer oğlanın “Selam, n’aber?” demesiyle duraksadı.

Bu gereksiz samimiyetten rahatsız olmuştu oğlan.

“Hiç, iyi ne olsun?”

Enis’in niyeti nezaket gereği verdiği cevabın ardından yürümeye devam etmekti, ancak diğer oğlanın onları bırakmak gibi bir isteği yoktu anlaşılan!

“Ben Ömer, siz de herhalde Güzin Teyzelerin evine taşınan yazlıkçılarsınız…” Elini gözlerin siper ederek konuşuyordu delikanlı.

“Kimin evi olduğunu nereden bileyim! Hem sen nereden biliyorsun ki?” diyerek hafifçe terslendi Enis.

Ömer, “E bizim burada herkes birbirini tanır, yeni biri geldiğinde o yüzden hemen göze çarpıyor…” dedikten sonra, yüzüne muzip bir ifade yerleşti. “Hem zaten dün gece annem de söyledi, ev tutulmuş, iki oğulları varmış filan diye…”

Kumral oğlan Enis’in sinirini bozacak şekilde sırıtıyordu konuşurken.

“Hmm evet, yeni taşındık. Ben Enis, bu da kardeşim Enes. Buralarda bir dükkân varmış, sütle, yumurta alıp eve döneceğiz” diye çarçabuk cevaplayıp Ömer’den kurtulmak istedi Enis.

“O bahsettiğin bizim dükkan, ama yanlış yöne yürüyorsunuz… gelin beraber yürüyelim ben de dükkâna gidiyorum.”

Ömer, isteksiz Enis ve o an sadece tişörtünün yakasını ağzıyla çekiştirmekle meşgul olan küçük Enes’in yanlarından yürümeye başladı.

Dükkâna gelene kadar geçen beş dakikalık sürede, oğlan durmaksızın konuştu, kasabayı anlattı, yok efendim eğer onlar da isterse birlikte neler yapabilirlermiş de balığa birlikte çıkabilirlermiş de akşam sahilde vakit geçirebilirlermiş de… Konuşmayı ve hareket etmeyi zaten çok sevmeyen Enis, Ömer’in enerjisinden yorulmuştu bile!

Ömer’le birlikte dükkâna giren kardeşler, gördükleri çeşit karşısında şaşırsalar da tüm güçlerini yürürken bitirdikleri için tepkisiz kalmayı tercih ettiler.

Enis, Erkan’ın uzattığı sütü ve kâğıt torbaya konan yumurtaları aldı, sütü Enes’e verirken, “Yumurtaları ben taşırım sen kırarsın…” dedi hafif bir kibirle.

Hâlâ neşeyle konuşmaya devam eden Ömer’i ise pek dinlemiyordu Enis, köşede duran dondurma dolabı şu an her şeyden daha cazipti! Enes’i de yanına çağırıp, uzunca bir süreyi en güzel dondurmaları seçmeye harcayan tombul çocuk, üstünkörü, ağzının içinden mırıldanarak Ömer’le vedalaşarak dükkândan çıktı.

Eve varmadan dondurmalarını bitirmeye çalışan iki kardeş, iyice ağırdan alarak eve doğru yürüdüler. Evin kapısına geldiklerinde kardeşinin ağzının kenarlarında kalan çikolata izlerini iyice temizleyen Enis, hiçbir suç delili kalmaması konusunda çok deneyimliydi!

Çocuklara kapıyı açan Şule kımıldamadan üç beş saniye çocuklara dikkatle baktı ve aniden bir dedektif edasıyla, “Dondurma mı çikolata mı?” diye sordu.

Şaşkınlıkla annesine baka kalan Enis “Yok artık!” diye şaşkınlıkla haykırdı.

“Aaaa! Yok oğlum yok, sen adam olmazsın! Sanki kendim için diyorum! Senin iyiliğin için oğlum! Ama şimdi bunun bir bedeli olacak elbette, bu kadar kaloriden sonra akşam mecburen sadece haşlanmış kabak ve havuç yenilecek!”

Annesi hışımla yumurta ve sütü ellerinden alıp içeri doğru giderken, Enis neredeyse dehşete düşmüş halde Enes’e döndü.

İki kolu yanlara açık ve şaşkın “Nereden anladı şimdi dondurma yediğimi?” diye sordu. Çocuk hâlâ hayretler içindeydi.

Enes sakin ve ifadesiz, abisinin ağzını işaret etti.

“Ağzının kenarında kocaman çikolata duruyor…”

Küçük çocuk merdivenlere doğru yöneldiğinde, Enis kardeşinin arkasından bu kez daha yüksek sesle seslendi öfkeyle.

“Yok artık! İnsan bir uyarır! Ben sana böyle mi yapıyorum?”

Gözleri kızgınlıkla parlıyordu.

Ömer, Enis ve Enes gittikten sonra tezgâhın arkasına, babasının yanına geçti.

“Şu aşağı taşınan çocuklar mı bunlar?”

Adam bir yandan da sabah gelen dergilerden birinde çapraz bulmaca çözüyordu.

“Hıı evet Güzin Teyzelerin evine yerleşenler… ama biraz acayip çocuklar baba yaa, ağızlarından tek kelime çıkmıyor, toplasan iki cümle etmediler!”

“Boş ver…” dedi babası, ardından, “Deden seni arıyordu akşamüstü balığa çıkmak için, git bir bak istersen…” diyerek bulmacasında bir boşluk daha doldurdu.

Scroll to Top